Tevbe ve İstiğfar
استغفر الله استغفر الله العظيم الكريم اللذي لا الاه الاهو الحي القيوم واتوب اليك توبة عبد طالم لنفسه لا يملك لنفسه موتا ولا حياة و لا نشورا
اللهم صل علي محمد و علي ال محمد صلاة تنجنا بها من جميع الاحوال و الافات و تقضي لنا بها جميع الحاجات و تطهرنا بها من جميع السيات و ترفعنا بها عندك اعلي اتدرجات و تبلغنا بها اقصي الغيات من جميع الخيرات في الحيات و بعد الممات برحمتك يا ارحم الراحمين
اللهم انت ربي لا اله الا انت خلقتني و انا عبدك و انا علي عهدم و وعدك ما استطعت ااعوذ بك من شر ما صنعت ابوء لك بنعمتك علي و ابوء بذنبي فاغفرلي فانه لا يغفر الذنوب الا انت برحمتك يا ارحم الراحمين Estağfirullâh Estağfirullâh Esteğfirullâh. El-Ğazîm el-Kerîm ellezî lâ ilâhe illâ hû. el-Hayyul-Gayyûmü ve etûbu ileyk. Tevbete ğabdin zâlimin li nefsihî lâ yemlikü li nefsihî mevten velâ hayâten velâ nüşûrâ.
Allâhümme salli ğalâ Muhammedin ve ğalâ âli Muhammed. Salâten tüncinâ bihâ min cemîğil-ehvâli ve'l-âfât ve tagdî lenâ bihâ min cemîği'l hâcât. ve tüdahhirunâ bih3a min cemîği's-seyyiât. ve terfeğunâ bihâ ğındeke eğlâ'd-Deracât. ve tübelliğunâ bihâ egsâ'l-ğayât min cemîğil hayrâti fi'l-hayâti ve bağde'l-memât. Bi rahmetike yâ erhamer rahimîn
Allahümme ente Rabbi lâ ilâhe illâ ente. Halegtenî ve ene ğabdüke ve ene ğalâ ahdike ve vağdike mestedağtü eğûzü bike min şerri mâ sanağtü ebûü leke bi niğmetike ğaleyye ve ebûü bi zenbî feğfirlî feinnehû lâ yeğfiruzzünûbe illâ ente. Bi rahmetike yâ erhamer rahimîn.
lâhi ya Rabbel alemin!
Büluğ çağina erdiğimden bu âna gelinceye kadar bütün âzâlarımdan her nekadar günah işlemişsem, ben onların cümlesine tevbe ettim, pişman oldum, bir daha işlememek üzere söz verdim.
Tevbe yâ Rabbi estağfirullah
Tevbe yâ Rabbi estağfirullah
Tevbe yâ Rabbi estağfirullah
Amentü billâhi ve melâiketihi ve kütübihi, ve rusülihi vel yevmil âhiri, vebil kaderi, hayrihi ve şerrihi minellâhi teâlâ vel bâsü bâdel mevt Hakkun;
Eşhedü ellâ ilâhe illallah, ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve rasülüh
Kaynak:dosyabank.com
Hâris bin Süveyd diyor ki: Abdullah ibn Mes'ud -radıyallahu anh- bize biri Nebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellem-den, diğeri de kendisinden olmak üzere iki hadîs tahdîs etti. Nebiyy-i Ekrem'den olan hadîs-i şerîfi şöyle rivâyet etti:
"Mü'min günâhlarını bir dağ altında oturup da üzerine dağın hemen çöküvereceğinden korkan bir kimse gibi görür. Fâcir ise günâhlarını burnunun üzerine konup uçmuş bir sinek gibi görür."
Râvi diyor ki, Ebû Şihâb eliyle burnunun üzerini göstererek bu hadîs-i şerîfi rivayet etti.
Sonra Abdullah ibn Mes'ud diyor ki:
Muhakkak Allah Teâlâ Hazretleri kulunun tevbe-sinden şöyle bir kimsenin sevincinden daha fazla sevinir ki, bu kimse uzun bir yolculuk esnasında tehlikeli bir yerde konaklar. Üzerine bütün yiyeceğini içeceğini yüklediği bineği de yanındadır. Başını yere koymasıyla şöyle bir uykuya dalar. Uyandığında bineğini kaybolup gitmiş olarak görür. Üzerine sıcak basmış, susuzluğu son haddine varmış, yahud Allah dilediği kadar sıcağı ve onun susuzluğunu artırmış. Sonra o kimse devesini aramak için etrafa çıkmış, aramış, bulamamış, o dereceye gelmiş ki hararetten ve susuzluktan tâkati kesilmiş, ümîdi tükenmiş, böyle bir halde tekrar eski yerine dönerek uyuyakalmış. Sonra uyandığında biraz evvel kaybolan devesini başı ucunda bulur. "İşte bu adam ne derece ferahlanır ise Cenâb-ı Hakk -celle ve âlâ- Hazretleri de bir kulunun tevbesinden dolayı o devesini kaybedip de başı ucunda bulan adamdan ziyâde ferahlanır. Yani râzı olur. Tevbe edenin tevbesini kabul edip onu yüksek derecelere nâil eyler, demektir." (1)

Ebû Bekri's-Sıddîk -radıyallahu teâlâ anh-Hazretleri:
"-Yâ Resûlellah, namazın âhirinde okumak üzere bana bir duâ ta'lîm buyur, dedikte Resûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri buyurmuşlardır ki:
"Şöyle duâ et:
Yâ Rabb, muhakkak ki ben kendime çok zulmettim; yani çok günâh işledim. Günahları ise ancak sen afv ü mağfiret edersin. Hakkıyle gafûr ve rahîm ancak sensin. Beni kendi indinden bir fazl u keremle afv ü mağfiret eyle ve bana lutf u ihsanınla merhâmet eyle. Yani benim istihkakım olmayarak mahza fazl u kereminle cehennemden halâs edip cennet ve cemâline kavuştur." (2)
"Gıybetin keffâreti, gıybet etdiğin kimse için istiğfâr etmekliğindir." (3)
"Yeryüzündekilerde) herhangi bir kimse,

derse hatalarına keffaret olur. Bu hataları deniz köpükleri kadar da olsa." (4)
"Duanın hayırlısı istiğfâr, ibâdetin hayırlısı da" kelime-i tevhîddir." (5)
"Ya Ali, sana bir duâ öğreteyim mi ki zerreler adedince günâhın olsa sen de beraber olmak üzere mağfiret olunur. Şöyle söyle: (6)

"İstiğfâr, mü'minin sahife-i a'mâlinde nûr gibi parlar." (7)
"Günâhdan tevbe eden kimse günâh işlememiş gibi olur. Fakat bir taraftan istiğfar, diğer tarafdan günâhda ısrar eden ise -el-iyâzü billah- Cenâb-ı Hakk ile istihzâ eden kimse gibi olur."

"Bir kimse kalbi ve kalıbı ile istiğfâra devam ederse Cenâb-ı Hakk o kimsenin gamlarını ferâha ve sıkıntılarını genişliğe tebdîl ederek hiç ummadığı bir taraftan onu rızıklandırır. (8)

"Tevbe ve istiğfâr ile büyük günâhlar afv olunduğu gibi mükerreren irtikâb edilen küçük günâhlar da, büyük günâhlar arasına dâhil olur." (9)
"Kalbinde nedâmet olmadığı halde yalnız lisânen edilen istiğfar, yalancılar tevbesidir." (10)
"Cenâb-ı Hakk'a tevbe ediniz. Muhakkak ki ben günde yüz defa Cenâb-ı Allah'a tevbe ederim. (11)
"Ne mutlu o kimseye ki defter-i a'mâlinde çokça istiğfar bulur."

"Ey insanlar! Ölmeden evvel Allah'a tevbe ediniz." (12)
(1) Buhârî, Deavât, 4 (2) Buhârî, Ezân, 149, Deavât, 16; (3) Ramûzû'l-ehâdis, 339. (4) Keşfû'l-hafâ, 2/11, (Haraitî ve Beyhakî'den) (5) a.e. 281 (6) a.e (7) Râmûzû'l-ehâdis. (8) İbn Mâce, Zühd. 30. (9) Keşfü'l-hafâ, 2/364 (Ebûş-Şeyh ve Deylemî'den) . (10) Râmûzû'l-ehâdis. (11) Ebû Dâvud, Vitr, 26; İbn Hanbel, Müsned, 2/450. (12) İbn Mâce, İkame, 78.
kaynak:islamiyet.gen.tr
|